5 Mart 2016 Cumartesi

Tales from the Shadowhunter Academy - Cassandra Clare / Yorum


Herkese merhabaa! Nasılsınız? Umarım herkes çook iyidir. Beni sorarsanız ben iyiyim açıkçası ama biraz stresliyim.Çevremdeki herkes önümüzdeki seneki üniversite sınavına hazırlanıyor ve ben de onlara ayak uydurmak zorundayım! Oysa ki yapmak istediğim tek şey kitap okumak :( Her neyse,bu yüzden bu aralar baya meşgul olduğum için kitap okuyamıyorum ve okusam da yorum giremiyorum. Bundan dolayı da blog baya boş kaldı tabii. Bu boşluğu doldurmak için de son okuduğum novellaların yorumunu girmeye karar verdim.Aslında tek tek 10 novellanın yorumunu girmek isterdim ancak ben üşengeç bir insanım arkadaşlar,o yüzden toplu bir yorum yapma kararı aldım. Vee o zaman başlayalım.

Öncelikle seri hakkında kısa bir bilgi vereyim; seri Ölümcül Oyuncaklar'ın yan serisi ve 10 tane novelladan oluşuyor.

1-Welcome to Shadowhunter Academy
2- The Lost Herondale
3- The Whitechapel Fiend
4- Nothing But Shadows
5- The Evil We Love
6- Pale Kings and Princes
7- Bitter of Tongue
8- The Fiery Trial
9- Born to Endless Night
10- Angels Twice Descending.

Seriyi okumak için öncelikle ÖO'yu okumanız gerekli yoksa anlayamazsınız :D Serideki tüm kitaplar Simon'ın 6. kitap sonrasındaki hayatını anlatıyor. Şimdi kitabın konusunu spoilerlı anlatmaya başlıyorum,aman dikkat! :D 

(yorum genel olarak Cehennem Makineleri ve Ölümcül Oyuncaklar'dan spoiler içeriyor,üzgünüm :( )

-Ölümcül Oyuncaklar'ı okumayanlar için spoiler içerir

Biliyorsunuz ki Cennet Ateşi Şehri'nin sonunda Simon ölümsüzlüğünü ve Gölge Dünya hakkındaki tüm hatıralarını,hatta Clary hakkında olanları bile, arkadaşlarını kurtarmak için bir iblise vermişti. Kitabın sonunda ona bütün bu durumu açıklamışlardı ve Simon da öğrendiği bu gerçekleri sindirmeye çalışıyordu. 


İlk kitapta unuttuğu tüm anılar yüzünden üstünde büyük bir yük hisseden Simon Shadowhunter Academy'ye gitmeyi kabul ediyor.Çünkü eğer bir Gölge Avcısı olmayı başarırsa ve yükselirse tüm anıları geri gelecek. Çevresindeki herkes onun hatırlamasını ümitle bekliyor ve bu Simon'a çok ağır geliyor.Bu yüzden hem onlardan uzaklaşmak için hem de anılarını geri almak için akademiye gidiyor.

Akademi ortamına tamamen yabancı olan Simon tabii ki başta yabancılık çekiyor.Ayrıca bildiğiniz gibi Simon tam anlamıyla bir "geek". Savaşmayı bildiği tek yer Zindanlar ve Ejderhalar oyunu. Eski hayatında savaşmış olmasına rağmen şu an bunu hatırlamıyor ve dolayısıyla oldukça tecrübesiz. Fakat bu yolda birisi ona çok destek oluyor; oda arkadaşı George Lovelace! George da oldukça tecrübesiz olsa da ikisi bir araya gelince gerçekten eğlenceli bir çift oluşturuyorlar. 

Simon bu akademide hem Gölge Avcısı olma yolunda ilerliyor,hem yeni arkadaşlar ediniyor hem de kendini bulma yolunda önemli adımlar atıyor. 

-spoiler bitti

Cassandra Clare okumayı çok ama çok özlemişim! Ülkemizde en son yayınlanan Cassie kitabı Bane Günlükleri ancak ben hala okuyamadım onu,o yüzden en son Cassie okumamın üstünden 7-8 ay geçmişti. En son Kemikler Şehri'ni yeniden okumuştum ve ÖO'yu toptan baştan okumak istesem de vakit sıkıntım olduğu için bir türlü cesaret edemiyordum okumaya. Vee tam da TMI feels geçirirken TFSA novellalarına rastladım ve doğal olarak hemen okumaya başladıım!

TMI karakterlerini acayip özlemişim. Özellikle CAŞ'ın o kalp kırıcı sonundan sonra neler olabileceğini düşünüp durmuştum ve işte bu novellalar da tam 6. kitabın sonundan başlayarak merakımı giderdi. Hiçbir zaman Team Simon olmasam da Simon hep çok sevdiğim karakterlerden birisi olmuştur. Onun bakış açısından Gölge Dünya'yı ve karakterleri okumak muhteşem bir histi!

Novellalarda bildiğimiz karakterlerin yanı sıra yeni karakterler de giriyor dünyamıza. Genelde akademiye ders anlatmak için gelen öğretmenlerin hikayelerinde görüyoruz bu karakterleri. Tanıdığımız yeni karakterlerden birine Michael Wayland'ı örnek verebiliriz.Hikayesini bilsek de bu hikayeyi parabatai'ı Robert Lightwood'dan dinlemek onu daha iyi tanımamızı sağlıyor.Ayrıca Simon'ın oda arkadaşı George'u da çok sevdim. Simon'la olan ilişkileri acayip komikti :D 

Gelelim daha önceden tanıdığımız karakterlere. 3 gün içinde çıkacak olan The Dark Artificies serisinin karakterleri olan Emma Carstairs,Julian Blackthorn ve Mark Blackthorn'u daha yakından tanıma fırsatı buluyoruz. (bu arada Mark'a sanırım şimdiden aşık oldum) Yine Cehennem Makineleri serisinden tanıdığımız ve The Last Hours serisinde de olacak olan Tessa,WILL (büyük yazmasam olmazdı çünkü WILLIAM OWEN HERONDALE'den bahsediyoruz,lütfen...) , Cecily,Gabriel'in Cehennem Makineleri'nden sonraki hayatına tanık oluyoruz.                                                                                                                              Will benim uzun bir süredir favori kitap karakterim,dolayısıyla ona umarsızca aşık olduğumu söylesem yanlış olmaz. Çünkü o mükemmel,her Herondale gibi... İki novellada onun hakkında hikayelerin bulunması sevinçten kalbimin havalanıp uçmasına sebep oldu. Ayrıca Will'ciğimizin oğlu James Herondale'i de oldukça yakından tanıma fırsatı buluyoruz çünkü Nothing but Shadows novellası tamamen onunla alakalı! Ve ben tabii ki James'e de BA-YIL-DIM! 
Gelelim novellaları okurken hissettiklerime.Simon'ın ana karakter olduğu bir seride kahkaha atmanın kaçınılmaz olduğunu tahmin etmişsinizdir.Dolayısıyla okurken bolca güldüm,çünkü Simon muhteşem komik! Fakat bunun yanında Simon'ın hatırlamaması çevresindekilerle ilişkilerini oldukça karmaşık ve üzücü bir hale getiriyor. Izzy'yi hatırlamıyor,Clary'yi hatırlamıyor.Ve bunun sonucunda novellalar boyunca ağlak bir Naz çıkıyor ortaya. Eski Simon ve yeni Simon kavramı çok göze çarpıyor bu novellalarda. Simon eski hayatını ve arkadaşlarını hatırlamayı çok istiyor ancak bu imkansız. Izzy ile bir ilişkiye başlamak istiyor çünkü onu hala seviyor ancak Izzy'nin yeni Simon'ı değil eski Simon'ı sevdiğini düşünüp ondan uzak duruyor. Keza Clary ile ilişkisi için de benzer bir durum söz konusu. Herkesten uzaklaşan Simon'ın iç dünyasındaki karışıklık gerçekten beni depresyona soktu diyebilirim.Ben sana kıyamam benim minnak geek'im. Tek üzüldüğüm Simon değildi tabii.Hikayelerde anlatılan yan karakterlerin de hikayeleri zaman zaman içimi dağladı. Cassie hep bizi acılar içinde kıvrandırmak zorunda zaten...

Bu 10 novella arasındaki favori dörtlüm ise The Whitechapel Fiend,Nothing But Shadows,Bitter of Tongue ve Born to Endless Night. 

The Whitechapel Fiend,Will'in bulunduğu novella ve kesinlikle en sevdiğim novella bu oldu. Onun o alaycı tavırlarını,kibrini o kadar özlemişim ki! Aaah Wiiil!! Hatırladıkça fangirl moduna giriyorum resmen! 

Little James Herondale, age two, was in fact holding a dagger quite well.He stabbed it into a sofa cushion,sending out a burst of feathers.
"Ducks," he said,pointing at the feathers.
...
"Where did he find the dagger?" Tessa asked.
"It's possible I took him to the weapons room," Will said.
"Is it?"
"It is,yes. It's possible."
"And it's possible he somehow got a dagger from where it is secured on the wall, out of his reach." Tessa said.
"We live in a world of possibilities," Will said.

Gelelim Nothing But Shadows'a. Bu novellada James'i tanıma fırsatını buluyoruz. Birkaç sayfa Will de görünüyor tabii :D James bu novellada akademiye başlıyor ve hem kendini tanıyor hem de parabatainı buluyor. Kesinlikle bu da favori ikinci novellamdı! Çünkü James de babası kadar muhteşem bir çocuk! Will ve James'in birkaç diyaloğunu yazmak istiyorum hemen :D

"Mother says you can never drive an automobile," said James.
"She made me and Lucie promise that if you ever did, we would not climb into it."
"Your mother was just joking."
James shook his head. "She made us swear on the Angel."
__________________________
"Your mother says she will be brave and keep a stiff upper lip," said Father. "Americans are heartless. I will cry into my pillow every night." 

                                                                                                                                                                                                                  Bitter of Tongue ise Mark Blackthorn'u tanıdığımız hikaye. Bu hikayede ise Mark'ın yaptığı fedakarlıklar ve genel olarak Mark beni büyüledi. Sanırım Lady Midnight'ı okuduktan sonra kendisine geri dönülmez bir şekilde aşık olacağım. (Kimsenin Will'i yenemeyeceğini söyleyeyim.) Ayrıca bu en üzücü novellalardan biriydi kesinlikle,kalbim acıdı Mark için :(                                                                                                                                                                                                                                         "Tell the Clave that I have saved more Shadowhunter lives, that I will be a Shadowhunter and be damned to them, that I will be a faerie and curse them! And tell my family that I love them, I love them, and I will never forget. One day I will go home."



Ve favorim olan son hikaye,Born to Endless Night. Bu bir Malec hikayesi. Malec benim favori çiftlerimden biri ve tüüüüm hikaye Malec'e adanınca bunun favori hikayelerimden biri olması kaçınılmazdı. Kitabın tanıtımında yazıyor şimdi yazacağım şeyler ancak okumak istemeyenler olabileceğini düşündüğüm için spoiler uyarısı koyuyorum :D 

 -spoiler- Akademinin kapısının önüne bir büyücü bebek bulunuyor ve o sırada akademide olan Magnus'a bebekle ne yapılması gerektiği danışılıyor. Akademiye Magnus'la birlikte gelmiş olan Alec ise bebeği görür görmez sahipleniyor ve geçici olarak Magnus'la bebeğe bakmaya karar veriyorlar. Bebeğe bakmaya çalışırken yaşadıkları olaylar,tüm Lightwood'ların bebek için seferber olması o kadar tatlıydı ki! Okurken gözlerimden kalpler çıktı resmen! -spoiler bitti-




Genel olarak çok ama çoook beğendiğim hikayeler oldu TFSA novellaları.En sevmediğin hikaye ne diye sorarsanız büyük ihtimalle The Evil We Love derim çünkü bu novella Valentine ile ilgili ve oldukça nefret ettiğim bir karakter olduğundan bu novellayı bir türlü sevemedim. Novellanın sevdiğim tek yanı Michael Wayland'ı tanımış olmamız oldu. Biliyorum ben yine çok ama çok konuşup -ya da yazıp- kafanızı şişirdim. Buraya kadar okuduysanız teşekkür ediyorum size. Son olarak novellaların kapaklarının bir puzzle olduğunu söyleyerek bitiriyorum yazıyı. Her kapak büyük bir resmin parçası ve tüm novellaların yayınlanmasıyla ortaya çıkan resim yandaki resim oluyor. Eğer ki Lady Midnight çıkana ya da çevrilene kadar oyalanacak ve özleminizi giderecek ve yeniden o büyülü Gölge Avcısı dünyasına dalmanızı sağlayacak bir seri arıyorsanız TFSA'yı okumanızı şiddetle öneririm! :D 

4 yorum:

  1. Çok güzel bir yazı olmuş :) Ne zaman Türkçe'ye çevrilir kii?
    Bu arada dizisini izlediysen yorumda bulunabilir misin, nasıl bir dizi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim! :) Türkçe'ye çevrilmesi biraz zaman alır diye düşünüyorum şahsen,fakat Artemis'e baskı yaparsak bu tarih öne çekilebilir belki de :D

      Dizi için seçilen oyuncuların çoğu bence kitaptaki görünüme uyuyor fakat rol yetenekleri çok güçlü değil diye düşünüyorum.Özellikle Clary'yi oynayan Katherine Mcnamara çok yapmacık rol yapıyor bazen. Bunun dışında efektleri de pek iyi değil ancak bunun bütçeden kaynaklanan bir sorun olduğunu düşünüyorum.İkinci sezon onayı alırsa büyük ihtimalle dizi için daha çok bütçe ayrılacağından efektler de iyileşir bence.

      Gelelim konunun bağlı kalmasına. Kitapla benzeyen yerleri var ama çok büyük farklılıklar da var. Olay örgüsü kitaptakini andırıyor ancak detaylar gerçekten çok değiştirilmiş. Fakat bütün bu kötü özelliklere rağmen bence izlemesi eğlenceli bir dizi,vakit geçirmek için birebir :D Eğer kitabın aynısını görmeyi bekliyorsan hayal kırıklığına uğrarsın,bunu belirtmem gerek :D

      Sil
  2. Artemis yayınlarına e posta olarak mesaj attım Lady Midnight çevirisi için ve TMI bitti, çıldırmak üzereyim. Böyle son mu olur? Bitirmemişti ve son yoktu. Yani bunun devamı gelirdi ve açıkçası ven Jace ve Clary'nin Z&E oynamalarını görmek bile isterdim.
    Ben Emma ve Julian ikilisini oldukça sevmiştim ve Tessa'ya gıcık kapmıştım. Özellikle Clary ile konuşması benim biraz sinirimi nedense bozmuştu ve ısınamamıştım. Belki de aşağı dünyalı olduğu içindir. Amatis olayına biraz üzüldüm ve Luke'un ağlamasına. Jocelyn oğlunu ikinci kez kaybetti ve yeşil gözlü birisine dönmesi beni çok etkiledi.
    Cassandra her zaman olduğu gibi sonlara doğru şaşırttı. Üzdü ve ağlattı ama sonu yine her zaman yaptığı gibi iyi bitirdi. Ama biraz eksikti sanki çünkü düşünmeden edemedim.
    Aslına bakarsak diğer kitapları okurken TMI serisini özleyeceğim çünkü hiçbiri benim için bir Clary olmayacak. İkide bir kara yüreğin var diyen Sebastian olmayacak. Clary'nin kızıl saçlarını ve avuç içindeki minik çilleri özleyeceğim.
    Emma'ya tabii ki de Tessa'dan daha çabuk alıştım çünkü Emma tam anlamıyla bir Jace kopyası gibi. Yasa yasadır ve birbirlerine olan hisleri okuma isteğimi körüklüyor ama maalesef Tessa'nın hayatını hiçbir şekilde merak etmiyorum. Keşke Tessa yerine bir başka büyücü olsaydı bilemiyorum ama bana samimiyetsiz geldi bunun nedeni fazla yaşlı olması olabilir.
    Ama Emma ve Julian'ı okumak için sabırsızlanıyorum ama ne kadar okumal istesem de içimde her zaman buruk ve tamamlanmamış bir Clace kalacak.
    Ayrıca dizi seçimleri beni fazlasıyla üzdü. Katherine Mcnamara tam anlamıyla vasat. Oyunculuğu, sesi, mimikleri... Gerçekten Lily oynasaydı keşke diye düşündüm. Lily belki saçı bakımından uygun değildi ama onun haricinde tamamen Clary'nin ruhunu yansıtıyordu. Ufacık bedeni, kısa boyu ve bakışları özellikle de oyunculuğu. Dominic Sherwood da benim için hüsrandı. Benim bildiğim Jace, alaycı ve espri yapabiliyordu ve ara bu kadar sumsuk oldu anlayamıyorum. Magnus seçimini herkes beğenmiş ama ben filmdekini daha çok beğenmiştim. Tek beğendiğim Alec seçimi oldu sanırım. Izzy seçimini de pek gözüm tutmadı. Ayrıca Luke'un kütüphanesinin olmaması da beni bozdu. Bir de ilk bölümde annesinin stel hediye etmedi beni çıldırttı. Onun dışında Emma'yı ileriki sezonlarda kim oynayacak merak ediyorum ve tabii ki Ty, Julian'ı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dizi karakterlerinden pek sıkıntım yok benim,özellikle Alec,Izzy,Simon ve Clary'den memnunum.Ancak ben de film Magnus'unun dizidekinden daha iyi olduğunu düşünüyorum :D Dizinin bana göre tek büyük sıkıntısı senaryonun çok farklı olması.

      Clace,Sizzy ve Malec hakkında daha çok okumak isterdim ben de.Umudum TDA'dan yana.Belki ufak ufak da olsa hayatlarına misafir olabiliriz TMI karakterlerinin :D

      Emma Jace'in,Julian da Clary'nin kopyası resmen! Lady Midnight umarım ki çabuk çevrilir de herkes bu müthiş kitabı okuyabilir.Rahatlıkla söyleyebilirim ki Lady Midnight şu ana kadarki okuduğum en güzel Cassie kitabı kesinlikle! :D

      Sil